2 Nisan 2020 Perşembe

Defne'den seçim çalışması dersleri (ve bir öneri)

Eşitlikçi Forum yazıları 

4 Mart 2014


Hatay’ın 2012’de kurulan Defne ilçesi, ilginç bir seçim mücadelesine sahne oluyor. AKP’nin kazanma olasılığının çok düşük olduğu belediye başkanlığı seçimlerinde, CHP’yle mücadele eden partiler arasında, DSP, İP ve HDP’nin yanı sıra, TKP ve bir “ortak aday” gösteren ÖDP de var. Üstüne üstlük, TKP’liler ve ÖDP’liler, birbirlerini, oyları bölerek CHP’nin ekmeğine yağ sürmekle suçlayabiliyor!

Özgün bir örnekle karşı karşıya bulunduğumuz açık. Ama bugün için, sosyalistlerin gerçekten de kazanmak için aday gösterebileceği yerellikler, pek doğal olarak, özgün yanlar barındıracaktır. Dolayısıyla, Defne örneğinden (daha şimdiden) bazı dersler çıkarmanın önünde bir engel olmasa gerek.

İlk olarak, olumluluklar üzerinde duralım.

Birincisi, TKP’nin adayı Sevra Baklacı da, ÖDP, Halkevleri, AKA-DER (Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği), Defne Halk Meclisi, Defne Meclisi ve Defne’deki ilericilerin oluşturduğu Halk Meclisi’nin ÖDP’den aday gösterdiği (kaynak) Malik Kılıç da, sadece sosyalist oyların sayılmasını sağlamak için değil, gerçekten de belediye başkanı olmak için mücadele ediyor.

İkincisi, her iki aday da, ilgili yerellikle güçlü bağlara sahip. 1983’te Antakya’da doğan, ilk ve orta öğrenimini Defne’ye bağlı Yeşilpınar’da tamamlayan, Suriye Devlet Televizyonu’nda ve Şam Radyosu’nda spikerlik ve tercümanlık yapan Sevra Baklacı (kaynak), aynı zamanda, bir “kadın”, “genç” ve “komünist” olarak oy istiyor. Defne’ye bağlı Yeşilpınar beldesinin şimdiki belediye başkanı, eski CHP’li Malik Kılıç ise, Hataylıları yakından ilgilendiren Suriye’deki iç savaşa ve AKP hükümetinin Suriye politikalarına karşı mücadele ederken, TKP’ye yakınlığıyla bilinen Barış Derneği’nin iki büyük uluslararası organizasyonuna da destek vermiş (kaynak).

Üçüncüsü, Defne’de seçim çalışması yürüten sosyalist partiler (dışarıdan gözlenebildiği kadarıyla özellikle TKP), seçim bütçelerini, ülke geneline yayılan ama etkisiz kalmaya mahkum olacak çalışmalara az çok eşit şekilde dağıtmıyor. Bunun yerine, kazanma şanslarının bulunduğu yerelliklere öncelik veriyorlar.

Dördüncüsü, Defne’deki seçim çalışmalarına merkezi destek veriliyor. TKP, aydın ve sanatçı dostları ile farklı ülkelerden komünist parti temsilcilerinin katılımıyla Defne’de bir etkinlik düzenlerken (kaynak), aydınlardan destek imzaları topladı (kaynak). ÖDP ve Halkevleri ise, Defne’deki merkez seçim bürolarının açılışına genel başkanları düzeyinde katılım gösterdi (kaynak). (Yine dışarıdan gözlenebildiği kadarıyla, ÖDP ile Halkevleri’nin Defne’deki seçim çalışmalarına sundukları merkezi destek, en azından bugüne kadar, daha sınırlıydı.)

Sosyalist kadrolar söz konusu olduğunda, tüm bunlar, yalnızca Defne’de değil, ülke genelinde bir heyecan yaratmış durumda. Özellikle de, Ankara’daki sembolik sayılabilecek ortak sol aday çalışmasından farklı olarak, kazanma olasılığının bulunduğuna inanılması nedeniyle...

Ama tam bu noktada, olumsuzluklar da geliyor gündeme. Hiç kuşkusuz, bunların en önemlisi, Ankara’da ortak aday gösterebilen sosyalist örgütlerin, Defne’de bunu başaramamış olması.

TKP’nin tezine göre, Sevra Baklacı güçlü bir aday ve başta ÖDP olmak üzere diğer sosyalist örgüt ve bireylerin onu desteklemesi gerekirdi. Ancak, TKP Merkez Komitesi (MK) üyesi Aydemir Güler’in açıklamalarından da anlaşılabildiği üzere, Baklacı’yı aday göstermeden önce, Defne’deki diğer sosyalist ve ilerici güçlerin desteğini almak için çok fazla çaba harcanmamış (kaynak). Güler, Baklacı’nın adaylığı ilan edilmeden önce bir ortak sol aday çalışmasının yapılmadığını savunuyor. ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş’ın Twitter’dan yaptığı açıklamalara göreyse, ÖDP, Defne ilçesinin kuruluşundan beri bu ilçede aday göstermeyi planlıyormuş ve dahası yerellikteki ÖDP’liler ortak adaylık konusunda TKP’lilerle görüşmüş, ama olumsuz cevap almış (kaynak).

Sonuç değişmiyor: Bugün, Defne’de, halkçı ve halkın katılımına dayanacak bir yerel yönetim için oy isteyen iki ayrı aday var. Baklacı ile Kılıç’ın Defne halkına vaat ettikleri arasında pek fazla fark bulunmuyor. Zaten, ikisi de, seçilmeleri durumunda kendi başlarına hareket etmeme ve belediyeyi “birlikte yönetme” sözünü veriyor (kaynak1, kaynak2).

Peki ama, belediyeyi halkla birlikte yönetmeyi düşünenler, adaylıkları konusunda da halka başvuramaz mıydı? Defne’de bir ön seçim düzenlenemez miydi?

Aslına bakılırsa, sorun, biraz da, seçim çalışmalarının çok geç başlatılmış olmasında. Dışarıdan izlenebildiği kadarıyla, Baklacı da Kılıç da, genel geçer vaatlerin ötesine geçerek, Defne’ye ilişkin somut hedefler tarif etmek konusunda sıkıntı çekiyor. Oysa en azından Eylül ya da Ekim aylarında başlatılacak olan bir çalışmayla, her şeyden önce somut hedeflerin netleştirilmesi için halka başvurulabilirdi. Kimin tarafından başlatıldığından bağımsız olarak, halkçı bir belediyecilik anlayışını benimseyen herkesin katılabileceği böylesi bir çalışma kapsamında, kimin aday olacağı, halkın tercihine bırakılabilirdi.

Ama ne yazık ki, Ankara’daki (belki de sadece sembolik olması nedeniyle ortaya çıkabilen) olumlu örneğe rağmen, sosyalist örgütler, dar çıkarlarını ortak çıkarların önüne koyabiliyor. Buradaki kritik soru, “kimin haksız olduğu” değil, “ortak çıkarların ağırlık kazanması için elden gelen her şeyin yapılıp yapılmadığı ve her tür özverinin gösterilip gösterilmediği”. Ülkeye örnek gösterilebilecek olan halkçı yerel yönetimlerin yaratılması ve bu yerel yönetimlerin giderek daha büyük başarılar elde etmesi mi sosyalist hareketi ve tek tek sosyalist örgütleri daha fazla güçlendirir, yoksa tek tek örgütlerin kendi başlarına elde edebilecekleri kazanımlar mı?

Sosyalist örgütlerde farklı bir bakışın egemen olduğu, bundan önceki yerel seçimlerde sosyalistlerin kazandığı belediyelere diğer örgütlerin sahip çıkmamış olmasından da anlaşılabiliyor. Oysa, bu belediyelerin sosyalizm mücadelesine sunduğu katkıların sınırlılığı, sosyalist hareketin bütününü ilgilendiren bir sorundu.

Tüm bunlara rağmen, Defne’deki ve başka yerelliklerdeki yeni denemeler ve deneyimler, gelecekte bir şeylerin değiş(tiril)mesine katkıda bulunabilir ve tam da bunun için çaba harcamak gerekir. Ne de olsa, hiç denememekten ve dolayısıyla hiçbir yeni deneyim elde edememekten kötüsü olamaz!


ÖNERİ: Sevra Baklacı’nın mı yoksa Malik Kılıç’ın mı daha yüksek bir oy potansiyeline sahip olduğu, bugün bile, ön seçim ya da anket yoluyla belirlenebilir ve daha düşük oy alacağı anlaşılan taraf diğerini destekleyebilir. Taraflardan birinin böylesi bir özveride bulunması, yürütülen çalışmaların halkın gözündeki saygınlığını da, alınacak oyların sayısını da artırabilir.

taylanozgur

Önerinin mantıklı olduğunu düşünüyorum. Ben kabul ederdim. Ancak dışardan görüldüğü ve bölgedeki arkadaşların anlattığı kadarıyla, ön seçimin sonucu belli gibi.

saffet çiçek

anket çalışmalarında Sevra baklacı çıkıyor ve defne deki arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla halk Sevra baklacı yı seviyor.

ali mert

konuyla alakasız olacak ama "taylanözgür" adını yahut "nick"ini görünce, okumakta olduğum şiir kitabındaki şiirle de eşleşince paylaşmak istedim:

Saat 19 Haberlerinde Taylan Özgür'ü vurdular
Bütün yanaklarım sapsarı
Güneş, aklında tut bunları
Matematik, hesapla bunları

Ergin Günçe, "Türkiye Kadar Bir Çiçek - bütün şiirleri" içinde, s. 111, "Kış Dörtlükleri VIII"

Ziyaretçi

SEVRA BALKACI bu ülkenin onurlu insanlarının gururu olacak.

Ziyaretçi

en güzel öneri:ÖDP de TKP de kendini kapatsın.Benim gözümde baştan kaybedilmiş bir savaş için yarışıyorlar.Hele Sevra Baklacı için ''Defne'de Serva'' ile ''Defne'de Sevra'' yazıları varya 2 kişi tarafından yazıldıgı ve her yere sadece 2 bilemedin 3 kişi tarafından yazılmış ya bir sol gazetesi yazarı şunu söylüyor:''Defne'de yüzlerce genç Sevra'yı destekliyor.Duvarlara bu yazıları yazmaları bundandır.''yahu sen cocuk mu kandırıyorsun?koskoca yazarsın ne atıyorsun??ayrıca sevra toplantılara gidiyor falan ya 30 ya 40 kişi onu destekkliyor.sonra da ''Sevrayı şu köy bagrına bastı,yok bu belde sevra icin tam destek verdi''falan filan.dürüstlükten ayrılıp yalan söylemek??????bana yüzlerce kişi demeyin binlerce kişi destek veriyor deyin yahu.her köyden 100 oy toplasa bile Sevra kazanmazzzz.Nedeni ise Suriye Dramından kar sağlamaya çalışlıp gözden düşmesidir.

Ulas353

Mesaj #6'ya yanıt: "Suriye dramından kar sağlamaya çalışmak" kavramı nedir? Suriye ve Türkiye halklarının kardeşliğini savunup, bunu alanlarda haykırmak ne zamandan beri dramdan rant elde etmek oldu? Sevra'nın, Batılı emperyalistlerin bölgesel ve yerli işbirlikçilerle yıkıma uğrattığı Suriye'deki dramda Türkiye'nin karkısını eleştirmesine dair verdiğiniz "dramdan kar elde etme" ağzı sağ bir ağızdır, politik bir tutum da değildir. Kazanıp kazanamaması ayrı bir konu. O bir partinin belediye başkanı adayı ve siyasi iddiaları var. Başarı dilemek bu kadar mı zor?

Öte taraftan Erkin'in getidiği değerlendirme ve öneri son derece tutarlı diye düşünüyorum. İki sosyalist aday varsa bunlardan kazanma ihtimali daha düşük olanın diğerinin lehinde çekilmesi yerinde olurdu. Aksi taktirde seçimi CHP'nin kazanacağı gün gibi ortada.

Vedat AYDEMİR


Sevgili Erkin’in genel olarak yaklaşan yerel seçimler özelde Hatay’ın Defne ilçesindeki yerel seçim gündemi vesilesiyle kaleme aldığı yazısı büyük bir ilgi gördü. Bazı okuyucular söz konusu yazıda yer alan değerlendirme ve önerilerin yerinde olduğunu ifade ederken bir kısım iyi niyetli okuyucu ise söz konusu yazının maddi gerçeklerden uzak, söz konusu yerellikteki bazı özel durumlar dikkate alınmadan kaleme alındığını belirterek eleştiride bulundular. Erkin’in yazısı üzerinden başlayan tartışmalar yazının belirli ölçülerde amacına ulaştığını da gösteriyor. Eleştiri konusu siyaset yapma ve yönetme anlayışlarının, birçok başlıkta Türkiye solunun neden bir araya gelemediğinin, sosyalist partilerin örgütsel beklenti ve çıkarlarının solun ortak çıkarları ile neden ve nasıl ortaklaştırılamadığının bütün yönleriyle tartışılması ve ön açıcı sonuçlar çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Eşitlikçi Forumda yer alan yazı ve okunma oranları sol hareket içinde sosyalist birey ve kadrolar düzeyinde söz konusu kaygı, beklenti, soru ve tartışmaların yapılmaya başlandığını göstermektedir.


HATIRLAYALIM, NEDEN TARTIŞIYORUZ?


Tam da bu noktada bir iki hatırlatma yapmakta fayda var.

Eşitlikçi Forumda yer alan yazı ve tartışmalar Türkiye solunun iktidara nasıl ulaşabileceği sorusuna yanıt vermeyi amaçlamaktadır. Bütün değerlendirmelerimiz bu amaç doğrultusunda yapılmaktadır. Verili koşullar altında, solumuzun ölçeği de düşünüldüğünde bu tartışmanın zorunlu ve meşru olduğu açık olsa gerek. Haziran direnişinde egemenleri titreten halk iktidara nasıl gelecek?  Halkın kendi kendini yönetir duruma gelmesi için ne yapmalı? Türkiye kapitalizmi bu denli büyük bir batağa saplanmışken solumuz kapitalizmin soluğunu nasıl keser?


BİRKAÇ HAP CEVABIMIZ VAR

Soruların çoğaltılması gerektiği ve sorulara kestirmeden cevap vermenin ise pek mümkün olmadığını unutmamak gerekiyor. Ancak buna rağmen ilk elden forumun Çağrı ile Neden ve Nasıl adlı metinlerinden kısa bir derleme cevap sunarak devam edelim.

1. Sosyalizm, devrim ve demokrasi mücadelesi ete kemiğe büründürülmez ise somut hedef ve mevziler ile zenginleştirilmediği oranda etkisizleşmektedir, etkisizleşecektir. Bu nedenle iktidar hedefi ile söz konusu somut başlıklar arasında bağ kurulmalıdır.

2. Kazanılacak mevzilerde halkın halk tarafından yönetildiğini, denetlendiğini ve halkın hesap sorabildiğini ve halka hesap verilebildiğini gösteren bir yönetim anlayışı geliştirilmelidir.

3. Seçimler halkın devlet yönetiminde daha fazla söz sahibi olmasını sağlayacak yollarından biridir. Bu sebeple Türkiye solunun gerçek seçim çalışmaları yürütmesi zorunludur. Halkın temsilcileri solun iktidar mücadelesine katkı koyacak ve somut başarılar ile halkın yüzünün sola dönmesine yardımcı olacaktır.

4. Halkın çıkarlarını temel alan, açıklığa ve dürüstlüğe dayalı ve halkın siyasete doğrudan katılımını arttıran bir yöneticilik anlayışı geliştirilmelidir.

5. Sol halka sadece gerçekleri anlatarak değil halkın önüne somut, gerçekçi, inandırıcı hedeflerin konulması ile toplumsallaşabilir.

Burada kısaca ve genel olarak değindiğimiz cevap ve öneriler mutlak surette çoğaltılmalı solun tüm özneleri tarafından zenginleştirilmeli ve solun ortak paydası haline getirilmelidir.


SOL VE YEREL SEÇİMLER

Bugün itibariyle yerel seçimlere neredeyse 20 gün var. Ancak Türkiye sol hareketi seçime yine hazırlıksız yakalanmış durumda. Daha evvel ifade ettiğim gibi HALKTAN OY ALAMAYAN İKTİDARI ALAMAZ. Kendimize oy vermeye ikna edemediğimiz halkımızı bizimle birlikte iktidarı almak için mücadeleye nasıl ikna edeceğiz. İşçi sınıfı, emekçiler yarınını düşünmektedir haklı olarak ve hepimiz gibi. Hemen ertesi gün, sonraki gün hayatını nasıl devam ettireceğini düşünen emekçiye umut vermek için sosyalizm, demokrasi demek yetmez daha somut ve inandırıcı bir hedefler sunmak gerekli ve zorunludur. Tam bu noktada yerel yönetimlerde halkın söz sahibi olması, solun belediye seçimlerini kazanması, belediye meclislerinde düzen partilerinin temsilcilerine geçit vermemesi ve halkın çıkarlarına aykırı karar ve uygulamalara karşı halkla birlikte mücadele etmesi, sol adayların kazandığı yerelliklerde halkın en temel ihtiyaçlarından başlayarak solun iktidara geldiğinde neler yapabileceğini göstermesi çok önemlidir. Dolayısıyla yerel seçimlere genel olarak seçimlere 2-3 ay kala değil iyi bir planlama ile belirli yerelliklere yoğunlaşarak, en fazla halkçı adayı belediye başkanlığına, belediye ve il meclislerine taşımak için gerçekten seçim çalışması yapmak gerekiyor. Seçim sonrasında halkçı adayların gelirleri dâhil olmak üzere denetlenmesi, yaptıkları çalışma ve başarılarının halka anlatılması ihmal edilmemeli ve izleme komiteleri kurulmalıdır. Ayrıca farklı sol parti ve örgütlerin adaylarının, bağımsız bir şekilde seçimleri kazanan halkçı adayların solun tümü tarafından desteklenmesi ve başarılarının anlatılması solun somut mevziler elde etmesinde ve iktidar mücadelesinde yararlı olacağı da unutulmamalıdır.

Çünkü söz konusu başarı ve başarısızlık sadece seçimi kazanan sol partiyi değil hepimizi solun bütününü ilgilendirmekte ve etkilemektedir. Öyle ki CHP’li belediyelerin başarısızlıkları dahi kitleler nezdinde solun inandırıcılığını zedelemekte olup İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Milli Görüş ve devamcılarının eline geçmesinin Türkiye siyasetinin gidişatını belirlediğini dahi söyleyebiliriz. Hal böyleyken Türkiye’de solumuzun iktidar olmasında somut hedef ve mevziler kazanmasında yerel seçimlerin önemsiz olduğu iddia edilemeyeceği gibi örgütlü yahut örgütsüz bireylerin bu konuda sol partilerin aldıkları kararlar hakkında soru sorma ve eleştiri yapma hakkına sahip olmadıkları da söylenemez. Çünkü bu kavga hepimizin kavgası ve alınan ya da alınamayan kararlar söz konusu olduğunda, solun iktidar mücadelesine zarar veren her türlü adımda hesap sorarız, eleştiririz. Yerel seçimlerde sol partiler sadece kendi gündemleri, örgütsel beklenti ve çıkarları için aday gösteremezler, halkın örgütlü gücünü büyütecek, olabilecek en geniş katılım koşulları sağlayarak aday göstermek zorundadırlar. Çünkü bu partiler sadece kendi üyelerine değil, halka, solu iktidarda görmek isteyen insanlara ve umuda karşı sorumlulardır. Bu bilinç ve anlayışla hareket edilmesi halinde ancak başarı sağlanabilir.


SONUÇ YERİNE VE ÇAĞRI

Erkin’in yazısı ile birlikte enine boyuna tartışmak yerine hakaret etmeyi tercih edenler de oldu. Bunu tercih edenlerin daha sorumlu davranmaya davet etmek dışında diyecek pek bir şeyimiz yok. Çünkü onların bahsi geçen çirkin tutumları halkımız nezdinde solun inandırıcılığı ve iddiasına zarar vermektedir. Bir sözüm de hakareti meslek edinmiş kimilerinin yanında daha genç ve aydınlık yüzlü kendileri ile yaşıt olduğum arkadaşlarıma. Sorumuz gayet açık TÜRKİYE DE SOL NASIL İKTİDAR OLUR? Gerçekten ülkemizin güzel insanlarının insanca yaşayacakları, sömürünün, savaşın, ayrımcılığın ve yoksulluğun, yolsuzluğun olmadığı bir ülke istiyorsanız, yani halkın iktidarını istiyorsanız kestirip çöpe atmak yerine bize yakışır bir şekilde tartışmak için adresimiz belli. Tekrar etmekte yarar var; Türkiye’nin sola ihtiyacı var, solunsa kendi önünü açacak somut ve siyasal mevzilere. Bu vesileyle Defne ilçemizde yahut başka yerelliklerde, tüm sol parti ve kuruluşları emperyalizme ve diktatörlüğe karşı halkın örgütlü gücünü büyütmek için belediye başkanlığında aday olan en güçlü sol adayda birleşmeye, tarihsel sorumluluğunuzu yerine getirmeye çağırıyorum.

Ergun Çağlayan

Ben tartışmaya yapıcı bir katkı çabası olarak "kazanırsa neler olur?" diye düşünmeyi deniyorum. Sevra Baklacı kazanırsa bir hayli yerel yönetim deneyimi biriktirmiş olan diğer sol hareketler, aynı sürecin bir devamı olarak Defne'deki halkçı belediyecilik çabasına destek vermeyecekler diye korkuyorum. Bu korku diğer yönde, yani, ÖDP adayının kazanması durumunda da TKP için geçerli.

Halbuki mevcut yasal ve parasal kısıtlar altında zaten belediyelerin bölge halkının genel durumunu daha adil, insancıl hale getirmek, hayatı kolaylaştırmak için yapabilecekleri az çok belli. Her hareketin farklı bir yol çizeceği, çok seçenekli bir durum mevcut değil. Ortak payda bir hayli büyük ve gerçekten tecrübeleri, yaratıcılığı, kolektivizmi eksiltmemek gerekir. Yani ortada çeşitli tarz solcu siyasetlerin sürtüşeceği bir zemin yok. Tersine işbirliğini ve tüm Türkiye için örnek olmayı gerektiren bir süreç başlamalı.

Seçimin sonucu ne olursa olsun, seçimden hemen sonra bunu konuşmak gerekir. Hatta seçimde, birden çok solcu aday olduğu için, sağcı aday kazansa da bunu konuşmak gerekir. Zaten solun ortak çalışması, ancak yıllara yayılan bir süreklileşmiş çabayla mayalanabilir. Seçim kazanmış bir solcunun sadece kendi hareketinin değil, tüm Türkiye Solunun ortak değeri olduğunun bilincini oluşturmamız lazım. Çünkü mesele Ali Mert'in özetlediği üzere 'tek ilçede sosyalizm' değil, tüm Türkiye'ye sosyalizmin gerçek ve güncel bir seçenek olduğunun kuvvetli bir biçimde anlatılabilmesi.

Bu açıdan, solcu bir Defne belediye başkanı seçilmesi umudunu küçük, sembolik bir umut olarak değil, yeni bir dönemin habercisi olarak görüyorum ve başarılar diliyorum.

özgur onal

Suriye'ye karsi öso el kaide eliyle saldirilar basladiginda sol "ama esad" cumleleri kuruyorken sevra savasin ortasina gidip yasananlari aktarmaya calisiyordu tkp de ulkede savasa karsi direnci orgutleyen en onemli partiydi bu yuzden sevra partisini buldu.evet sevra genc ,kadin sosyalist ama sadece boyle oldugu icin degil secim donemini aşan cok fazla cabasi emegi var ortada

Erkin Özalp


Aytek Soner Alpan'a cevap


Sevgili Aytek, değerlendirmelerini Facebook duvarıma yazmayı uygun bulmuş. Bense, tüm yazdıklarını aktararak, buradan cevap vermeyi tercih edeceğim.

Şöyle başlamış yazısına:

"Mesele Defne değil sen hala anlamadın mı?" demek istiyorum.

Güzel bir başlangıç cümlesi! Okur daha en başından anlıyor ki, “Gezi ruhu”nu temsil eden kişi Aytek. Bense, karşı kutupta yer alan aklı kıt insanlardan biriyim...  {NOT: Yazıyı olduğu gibi kopyalayıp cevaplarımı eklerken, ilk cümlenin bana değil, beni eleştirenler hakkında yorum yapan bir başkasına yönelik olduğunu unutmuşum.}

Burada çok "naif bir dille kaleme alınan öneriler"in aslında bir siyaset tarzını, bir leninizm yorumunu, bir geleneği hedef aldığı açık.

Güzel bir ikinci cümle! Artık yalnızca “Gezi ruhu” değil, “bir leninizm yorumu” ve “bir gelenek” de Aytek’in tarafında, ben de bunların karşısındayım...

Tepkinin bir kısmının bununla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Facebook duvarımda yazımla ilgili olarak yapılan yorumları kastediyor...

Bunlar elbette hedef tahtasına yerleştirilebilir. Erkin gibi bir çeşit "new-age" leninizm de önerilebilir.

Etiketler her zaman etkilidir! Bundan böyle, benim yazdıklarım hakkında tartışmaya gerek yok; “new-age leninizm” deyip geçebilirsiniz.

Oturur tartışırız.

Bu dediği gerçekten yapılsaydı, sevinirdim gerçekten! Oysa Aytek’in de çok iyi bildiği üzere, bugüne kadar, yazısının devamında anacağı kitabım (Teorisyeniniz Devrimciydi) hakkında, kendisi de dahil olmak üzere, kimse açık bir tartışma yürütmedi.

Ancak ne dendiği kadar nasıl dendiği bu noktada önem kazanıyor bence. Hele ki bunca senenin hukuku varken ortada. Erkin mevcut ve bütünlüklü olduğunu düşündüğüm eleştirilerini doğrudan kaleme almak yerine, eleştirilerini açıktan dillendirip, bunları siyasal ve kuramsal zeminlerde detaylandırabilecek yetenekte bir insanken bu eleştirilerini kaynaklarla URL'lerle bezenmiş, bana oldukça samimiyetsiz görünen "naif öneriler" yoluyla yapıyor ve bunu uzun sayılabilecek bir süredir yapıyor.

Aytek kusuruma bakmasın ama, somut bilgilerin ağırlık taşıdığı yazılarımda, bu bilgilerin kaynaklarını göstermeye devam edeceğim ve doğrusunun bu olduğuna inanıyorum. Diğer yandan, inanır mı bilmem ama, ona “samimiyetsiz görünen” önerilerimi tartışmaya (ve yanlış ya da “naif” oldukları somut olarak gösterilen önerilerim hakkında özeleştiri vermeye) her zaman hazırım. Eleştirilerimi doğrudan kaleme almadığım iddiası ise doğru değil. Hem Teorisyeniniz Devrimciydi’de hem de Eşitlikçi Forum’daki “kaynaklarla URL’lerle bezenmiş” de olmayan bazı yazılarımda (örnek1, örnek2), eleştirilerimi açıkça dile getirdiğimi düşünüyorum.

Mesela kitabının (Teorisyeniniz Devrimciydi) son iki bölümü de benzer ima ve önerilerle bezenmişti (Mesela, Felaketin Eşiğindeyiz yerine “soldaki" "uçuruma yuvarlanıyoruz” yaklaşımını eleştiriyordu, Erkin). Burada Defne işin bahanesi oldu, orada Occupy’dı, 'Arap Baharı’ydı işin bahanesi. Yarın başka bir şey olur ve yine benzer yazıları okuruz. Senelerce pek çok şeyi Erkin'in yazıları vasıtasıyla öğrenmiş, onun yazıları ile bazı meseleleri daha derinlemesine okuma, öğrenme hissi duymuş biri olarak seçtiği bu yolu tartışmak için verimli bir yol olarak görmüyorum. Dediğim gibi yazdıklarından ve eleştirilerinden ziyade yazış biçimini irite edici buluyorum. Erkin, TKP'ye dönük eleştirilerini dillendirmek için ÖDP'nin bir sonraki çiğliğini beklememeli bana kalırsa. Gerçekten yapıcı olmak istiyorsa "naif önerilerle" değil, sağlam, "vurduğu yer belli olan" polemiklerle yapmalı bunu.

Diyelim ki “yazış biçimim” gerçekten sorunlu... Bu durum, yazdıklarımın ve eleştirilerimin açıkça tartışılmasını engeller mi? Eğer “başka türlü” yazsam “yapıcı” olabileceksem, bunu deşifre edebilmiş olan Aytek ve başka arkadaşlarımız, biçime takılmayarak özü tartışma yoluna neden gitmiyor?
Evet, “Felaketin Eşiğindeyiz”ciliği, “uçuruma yuvarlanıyoruz” sözlerini kullanarak eleştirmiştim. İyi de, “Felaketin Eşiğindeyiz”den haberdar olan hangi okur, bu ikisinin aynı anlama geldiğini anlayamaz?

Evet, “Occupy düşmanlığı”nı eleştirmiştim; ayıptır söylemesi, Gezi Direnişinin beni haklı çıkardığını düşünüyorum. Evet, “Arap Baharı” başlığının altına sokulan tüm toplumsal hareketlerin toptan reddedilmesini eleştirmiştim ve bu eleştirimin arkasındayım.
Doğrudan doğruya TKP’yi hedef alarak yazmamamın nedeniyse, tartışmaya çalıştığım konuların çoğunun, yalnızca TKP’yi değil, Türkiye’deki sosyalist örgütlerin belki de tümünü ilgilendirdiğini düşünmem.

Defne konusunda ise söyledikleri yeni değil. Daha doğrusu ardındaki çerçeve yeni değil. Dediğim gibi ÖDP’nin yaptığı çiğliğin açtığı pencereden "seçimler ve sol" meselesine ilişkin kendi çerçevesini sokmaya çalışmış, Erkin. Seçimler ve sol arasındaki ilişki konusunda Erkin'in çıkış noktası kitabında formüle ettiği üzere “sol, burjuva demokrasisiyle yönetilen hiçbir ülkede, silahlı mücadele ya da halk ayaklanması yoluyla iktidara gelmedi" şeklinde.

Evet, gerçekten de öyle yazdım.

Bu çıkarımda bulunmak için izlediği yol ise çok sıkıntılı. Buna mukabil, yaptığı tarih okuması ve yöntemi de öyle. Zamanında AB’deki eşitsizlikler konusunda Gini katsayısını kullandı diye Aziz Çelik’i tefe koyan Erkin’in tümden AB’ci AKEL’in hükümet kurmasını "sol iktidar” olarak göstermesini vs. şahsen üzülerek okumuştum...

Sevgili Aytek, ucuz polemik yöntemlerinden birine başvurma gereğini duymuş, ne yazık ki. Teorisyeniniz Devrimciydi’deki “Sol bugüne kadar iktidara hangi yollarla geldi?” başlıklı tablodan söz ediyor. Bu tablonun hemen altına şunları yazmıştım:

“Tablodaki örneklerden bazıları beğenilmeyebilir, bazıları Marksizmin tümüyle uzağında kabul edilebilir. Örneğin, 2008 yılında Güney Kıbrıs’ta iktidara gelen AKEL (Emekçi Halkın İlerici Partisi), tüzüğüne göre ‘Marksist-Leninist’ bir parti olmasına ve komünist partilerin uluslararası toplantılarına katılmasına karşın, asıl olarak sosyal demokrat politikalar izliyor.”

Buradan çıkardığı sonuç ise solun iktidar mücadelesi için seçimlerin en kritik araç olduğu. Yine kitabından bir alıntı ile: “Türkiye’de, bugünkü koşullar altında solun güç kazanmasının yolu, işçi sınıfının bağımsız çıkarlarının savunuculuğunu yaparak, seçimlerde somut başarılar elde etmesinden geçiyor.” Yerel seçimler ve dolayısıyla yönetimler de solun güçlerini yoğunlaştırarak bir çıkış yakalaması, başarılı olması durumunda başka yerel dinamikleri tetiklemesi, örnek teşkil etmesi ve sola yeni olanaklar açması noktasında anlamlı oluyor Erkin’e göre.

Evet, böyle düşünüyorum...

Burada neredeyse Owencı bir sosyalizm tahayyül edildiğini, “relief union” gibi işleyecek bir belediye tasavvur edildiğini söylemek mümkün.

Ne yazık ki, yine ucuz polemik yöntemlerinden birine başvurulmuş... Evet, seçimleri önemsiyorum. Ama buradan hareketle “Owencı bir sosyalizm” etiketini yapıştırmak için düpedüz kötü niyetli olmak gerekir. Kitabım boyunca, bu tür bir “sosyalizm”i savunmak bir yana, açıkça eleştirdim. Belediyeciliğe dayalı bir sosyalizmi savunmuyorum. Belediyeleri de gerçek birer mücadele aracı haline getiren bir iktidar mücadelesinden söz ediyorum...

Tabii söz konusu ütopik birliğin hayata geçmesi için solun da programdan, yerel dinamiklerden vs. vs. vs. bağımsız demokratik bir birlik kurması şart oluyor.

Bir kez “ütopyacılık” damgasını vurduktan sonra, “tabii” diye başlayıp, akla gelebilecek her şey söylenebilir tabii ki... Benim bu tür bir “şart” ileri sürmemiş olmam önemsizleşir...

Bu esnada önseçimler, anketler, eğilim yoklamaları vs. gibi tuhaf uygulamalar devreye giriyor amma velakin -Defne meselesinde olduğu gibi- mücadelede birlik kurulurken “sol, kendi ilkesel yaklaşımlarını savunma ve yanlış bulduğu uygulamaları eleştirme hak ve sorumluluğunu bir yana bırakmadan” yapılır cümlesi güme gidiyor. Bu sol aldığım cümle de Erkin’in kitabındandı: "Teorisyeniniz devrimciydi”.

Kanımca, Aytek, seçimlere girmenin kendisini “tuhaf” saysaydı, tutarlı olabilirdi. Bir belediye başkanlığını gerçekten kazanmak için mücadele etmeyi “tuhaf” saysaydı, yine tutarlı olurdu. Ama hem bir belediye başkanlığını kazanmak için mücadele edilecek, hem diğer sosyalist örgütlere “sol oyları bölmeyin” çağrıları yapılacak, hem de ön seçimler, anketler, eğilim yoklamaları vs. “tuhaf” kabul edilecek... Yok mu bunda bir tuhaflık?

Aytek’in aktardığı cümlemin niye güme gittiğini ise gerçekten anlayamıyorum.

Ama en azından son yazım hakkındaki düşüncelerini açıkça paylaştığı için Aytek’e teşekkür ediyorum.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder